Matrix'ten Bir Günce

Görememe

Görememe

Yürüyorum.yürüyorum ve yürüyorum.Hızlanıyorum.Koşuyorum bir yere yetişmem gerekiyormuş gibi.Nefes alıyorum…Nefes alamıyorum…Üstümde vücudumu baştan sona saran camdan bir zırh var.Bakarsanız göremeyebilirsiniz.Her baktığımız şeyi görebilsek keşke.Belki de göremediğiniz için var bu zırh ya da görmek istemediğiniz için göremiyorsunuz.Kafamın içinde ürettiğim bir zırh bu.İçimdeki kurşun geçirmeyen kıvrımlarda ürettiğim bir zırh.Saydam.Sizi görebilmek için.Hem kendimi korumak istediğim için hem de sizden soyutlamak istemediğim için var ama ayaklarımın altında parçalanıyor zemine vura vura koşarken.Ayaklarıma batıyor parçaları.Canımı yakıyor ama koşmayı bırakmıyorum.Ayaklarımın altından süzülen kanları düşünmek istemiyorum.Kırmızı sıvının toprakta yayılışını…Toprağın farketmeden içine sızmasını…Canım acıyor ama düşünmüyorum bunu hem siz de farketmiyorsunuz.Yerde parlayan,ayaklarımın altını boyayan kırmızı sıvıyı görmenize rağmen canımın acıdığı aklınıza gelmiyor.Kazara geçtiğim yollarından geçseniz ardımda bıraktığım cam parçalar ayağınıza battığı zaman bunu görüyorsunuz.Ardımdan küfrediyorsunuz.Canınız o kadar kıymetli ki istediğiniz zaman istediğiniz şeyleri görebiliyorsunuz ama sizi suçlayamam ki benim cam kırıklarım onlar.Kendime zararım yetmiyor gibi sizi de incitiyorum.

İyiliğiniz adına var olan bir şey nasıl canınızı yakıyor?İşte bunu da düşünmek istemiyorum.Başka hiçbir şey düşünmek istemiyorum.Düşünmemeyi de düşünmek istemiyorum.Boşluk istiyorum zihnimde.Belki de boşluğu düşünmek istiyorum.Sadece boş.Saf boş.Koşmaya devam etmek istiyorum.Yorulsam da koşmaya devam etmek istiyorum.Hoş yoruluyorum da ama koştukça bu his de kayboluyor.Düşüncelerim kayboluyor,ayaklarımın altındaki acı kayboluyor.Size yaklaşıyorum koşarak yine de kanıyor ayaklarım.Uzaklaşıyorum bu sefer sizden ama yine aynısı.Koşarken şuralarda bir ıhlamur ağacına rastlasam diyorum.Koştuğumu,ona doğru koştuğumu farketmeyip bana çarpsa bile yine de kokusunu içime çeksem diyorum.Sizin gibi çarptı diyip küsmek yerine ona ne kadar güzel güzel koktuğunu hissettirsem.Kışın kuşburnuyla beraber ne kadar güzel bir ikili olduğunu söylesem.Göstersem ona güzelliklerini.Parmaklarımın ucunda uzanıp kokusunu içime iyice çekerek devam etsem koşmaya.Koştukça koşsam.Yürüdükçe yürüsem ve yol bitmese.

Reklamlar

Düş

Güneş tüm sıcaklığıyla hiç acımadan yünlerimi kavuruyor ve ben yine ötekilerle dünkü tepenin otlaklarındayım. Aynı zamanda ondan önceki ve hatta ondan daha daha önceki günlerin tepesi… Bir kenara çekilmiş sessizce düşünüyorum. Her gün neden ‘aynı’ yı deneyimliyorum? Ordan baktığınızda kalabalığım. Koskoca sürünün içindeyim.Yalnız değilim. Sıradan bir yaşantım var. Alabildiğine yeşil yaylalara mesken tutmuşum, sarılmışım. Ama biraz daha yaklaşıp burdan bakabilir misiniz? Baktığınızda gördüğünüz ise ne tamamen içlerinde olabildiğim ne de tamamen çizgilerinin dışında. Ne bir yerdim olduğu ne de bir yurdum. Bunu ancak benim gözümden bakarsanız görebilirsiniz. Çünkü ” Dünya ancak taratıldığı yerden bakıldığında iyi görünebilir, çünkü yalnızca oradan ‘ Ve gördük ki, iyiydi. ‘ denilmiştir. ” Dünyaya gökyüzünden bakmak yeryüzünden bakmaktan farklıdır. Tanrı yukarıdan bakar yarattığı dünyaya. Ne de güzel yaratıım diye keyiflenir. Yakından bakamaz olana bitene, göremez kötülükleri. Belki de bu dünyaya hapsolduk. Hiç bize sorulmadan bırakıldık. Ensemizden tuttular ve usulca bıraktılar, terk ettiler. Elimiz kolumuz bağlandı. Müdahale edemediğimiz, mücadele edemediğimiz, karşı çıkamadığımız, ötekileştirmelerden kurtulamadığımız durumlar diz boyu. Böyle olunca da hem dünyadaki yerimizi hem de bulunduğumuz dünyayı inkar ediyoruz. Ya da intihar ediyoruz. Peki yaşamı nasıl açıklıyorsun ? ” Yaşamı bir dinlenme anı, devinim içindeki bir dinlenme anı olarak açıklıyorsun. ” Öyleyse, yaşam bir dinlenme anıysa yaşamama nedir? Sırf dinlenme anında mı yaşıyoruz? Yaşamak için mi dinleniyoruz yoksa dinlenmek için mi yaşıyoruz. O kadar çok dinlenmeye ihtiyacı var ki şu dört ayağımın üzerinde otlaktan otlağa giden beyaz yünlü bedenimin. Çünkü ben ötekiler gibi değilim. Ötekiler de benim gibi değil. Hani ışıklardan geçerken karşıdan gelen yaya topluluğunu üzerine yürüyorlarmış gibi hissettirme hissi var ya aynı zamanda senin da onların üzerine yürüyor olma hissinle karşılık bulan, hah işte onun gibi bir şey. İşte ben bu sürüden değilim. Öteki sürüden de değilim. Beriki sürüden de. Yine de herkes gibi doğum ve ölüm arasındayım. Doğumdan ölüme devinip gidiyorum. Hiç durmadan dinleniyorum. Her dinlenme anımda öbür dünyayı merak ediyorum. Sürünün dışını, sınırların öteki tarafını merak ediyorum. Bazen o ulaşamadığım bilenmez diyara mesken tutuşumu hayal ediyorum. Algılayamadığım sınırlarla dolu, bilmediğim ama merak ettiğim karanlıkta sendelemeden saatlerce yürüyorum. Belki burada yalnızım ama buradayım diyorum. Belki burada yalnızım ama mutluyum diyorum. Sonra ötekilerin bana seslendiğini işitiyorum. Bir hayli uzaktalar ama görüyorum. Son kez koca bir ısırık daha alıyorum taze otlardan.

H4

Kaybetmedim,

Kazandım,

Duygularımın varlığının hissini. 

Daha Çok Işık

Çabalamalı. Daha çok çabalamalı. Gözünü yakacağı en aydın zamanda, doğrudan ışığa bakmalı. En güvendiğin kimler bile yok olduğunda, çabalamalı. Daha çok çabalamalı. Kaynağını doğruya olan inancından alan şeyleri hiçbir kuvvet durduramaz. 

1 İnsan

Tanıdığım en farklı insan olabilirsin, kendi hayatındaki en özgün kişi, her şeyi uçlarda yaşayan ya da demir sinirlere sahip, kontrolü tamamen elinde tutan ya da bütün yaşantısını nehrin akışına bırakmış, herkesle harika bir dost ya da var oluştan topluma düşman, farklı ve değişik bir insan olabilirsin. Yaptığın her şey, diğer herkese aykırı olabilir. Ama bir şeyi değiştirmek ne senin elinde ne de benim zihnimdekinde bunu değiştirebiliriz, sonuçta bir insansın.

Üzülürsün, ağlarsın bazen gözyaşların olmasa bile, mutluluğun benimkinden uzun olabilir ya da belki çok daha kısa ama aslı kalıcı olamaz, birçoğundan birisin. Ne zaman nereden fırlayacağını bilemem, yaptığın hareketlerini hiçbir zaman anlamlandıramayabilirim. Belki bir gün, ben öldüğüm zaman sevinecek olan bir insansın. Belki sana çok kötü davrandım, her gün ağlamana sebebiyet verdim, duygusal çöküntüler, sinir krizleri ve hatta psikolojini bile ben bozdum ve hiç farkında değilim. Ya da seni dünyanın en mutlusu ettim, yanımdayken tam bir güven hissettin ve her şeye karşı seni koruyabileceğime inandırdım seni, benim yanıma gelmek için her şeyini erteleyebilir veya iptal edebilirsin. Ama bunların hiçbiri benden farklı yapmaz seni ya da beni başkasından.

Her şeyi yapıyoruz ve düşünüyoruz ya, hani o kusursuz düşünce binalarımızın katlarında ve dairelerinde efsanevi güzel dizaynlar yapıyoruz, dekora ediyoruz hepsini, herkesi yerine yerleştiriyoruz; bazısı katlar ve daireler arasında dilediğince dolaşmaya izin almak gereği duymazken kimisinin suratına kapılar çarpıyoruz. Peki o dizayn ettiğimiz binanın, hayatımızın, parçası olan herkesin insan olduğunun yeterince farkında mıyız?

Eğer nihai mutluluğa ulaşacağına ya da çektiği acılardan daha kötüsünün olamayacağına inanmasa, hayatına bir amaç bulabilse, kaderinin ellerinde olduğuna kendini inandırabilse, topluma baktıkça mide bulantısı içerisinde kendi zihninde kurduğu kalesine geri dönmek zorunda kaldığına inanmasa kendini öldürür müydü onca insan.

Yaşamak gerek, o şiirlerde hep betimlediğimiz yaşamları, şarkılarda sözü edilen güzellikleri, filmlerde gözümüzü boyamak için biraz gerçek biraz kurgu ile karışık verilen mesajlardan sıyrılarak o hayatları görmemiz lazım, bilmemiz lazım. Hangimiz kendi bedenimizin dışına çıkabiliriz ki? Hangimiz zihnimizi başkasıyla değişebiliriz? Empati yapmadığını söylediğimiz kişilere empati yapıyor muyuz? Ya da bencil olduğuna inandığımız insanları hiç anlamayı denemediysek, onun neden bencil olduğunu bir kere bile sorgulamadıysak onu bencillikle suçlarken aslında toplum içerisinde kabul görmüş bencillik ile bu suçlamayı yapıyor olmuyor muyuz?

Anlamıyorsunuz, sormuyorsunuz, sadece suçluyorsunuz. İnsan olanlara karşı bile insan olmuyorsunuz.

Ceket

Bir zamanlar birini tanıyordum. Görüşmedik çoktandır. Bana hikayesini anlatıyordu; ” Zorlu bir süreçten geçip doğdum. Ama niye bilmiyorum. ” diyordu. İlginç bir ismi vardı şimdi hatırlamıyorum. 

” Öyle oldu böyle oldu bir şekilde atıldım dünyaya. Küçük yaşta çok farklı şeyler gördüm. Sefaleti gördüm, paranın gücünü gördüm, en iyi arabalara bindiğim de oldu en fırtınalı günde minibüs geçmeyen yollardan yürüyüp ciğerlerimi üşüttüğüm de. Çok kişiyle tanıştım, hepsine de uzak düştüm. Onların çabalarını da seyrederdim. Herkes gibi sanıp üstümden oyun oynamaya çalışanlar da oldu, onlara kanan saflar da. Anlamaya çabaladılar sonra olmayınca uzaklaştılar benden. Kendi halime bıraktılar. Moralimi topladığımda benden iyisi yok ama genelde modum düşük gezerim. Popüler olanlara anlam veremem de tam olarak kendimi çıkaramam da sistemden. Zamkla yapıştırılmış gibiyim dünyaya, bir türlü ölmüyorum da. ” dedi bir keresinde. Uzunca vakit geçirmemize rağmen ne güldüğünü gördüm, ne hüzünlendiğini. 

” Öfkelenirdim kimi zaman, insanlar rol yapıyorlar ama kendileri de inanıyorlar. Bunu görüp niye ben yapamıyorum diye öfkelenirdim. Çok gerçektim, her şeyin en doğrusu olmalıydı daima. Zamanla kendimle savaşır oldum. Antisosyal bir hal aldım. Onlar benden kaçtı ben de kovalamadım. Acı çektim sonra da fark ettim ki her şey acı üzerine kurulu. Aslında herkes de acı çekiyor ama kimi kendini de inandırdığı yalanlar ile bunu hissetmeyebilirken benim gibiler Prometheus gibi her gün acıya doğuyor. Etrafıma bakınca beni anlayamayan kimseleri görüyorum ama onları da üzmek istemiyorum. Ölsem, başka bir dert olacak gerçi. Yok olamıyorum ki. Bir şekilde bir yerlerde temas etmişim ben de birilerinin zihinlerine. Keşke demezdim hiç ama sadece bir şey için de hep söyler oldum, keşke hiç var olmasaydım. Ama varım işte. Bunu da değiştiremiyorum. Sonra, böyle belki bir şey olur diye ızdırabımı paylaşayım dedim ama o da olmadı. İnsanlar zaten anlamıyorlardı, söylememi de istemediler sonra. Anlayan olduysa da çözemediler. ‘ Sürdürülebilir umutsuzluk’ diyen bir arkadaşım vardı da, öyle bir şey yoktu işte. Umut olmayınca çöküyor insan. ” son konuşmamızda bunu dedi. 

Güzel bir nisan akşamında dışarıda oturuyorduk, çay içtik,  konuştuk ve sonra ayağa kalktı. Ceketini giydi. ” Eyvallah. ” dedi gitti. Sonra ne yaptı hiç bilmiyorum. Bir daha da ulaşamadım. Adı da neydi, hatırlayamıyorum. 

H3

Her düşmanı öldürdüm,

Ama hiç kazanamadım,

Çünkü yaşıyorum.